Şeyda Japonya'da

5 ay bitti.

Uzun bir aradan sonra merhaba,

Siteye giriş şifremi, kullanıcı adımı vs. gibi bilgilerimi unuttugumdan, birazcık da üşendiğimden arayı baya bi açtım maalesef.

En son kış tatilinden bahsediyordum, ordan devam edelim. Kış tatilinde Kyoto, Nara ve Osaka’ya gittim.

Osaka

Tokyo’dan sonra Osaka’da ilginç bir şey bulduğumu söylemem. Osaka Kalesi’ne gittim. Osaka Kalesi’ni uzaktan ilk gördüğümde çok sabırsızlandım , bir an önce içine girmek istedim. Çok yüksek bi yerde bi kere ve etrafı çok güzel. Muhtemelen sakuralar açınca daha da güzel oluyordur. En üst kattan tüm Osaka ‘yı görebiliyorsunuz ama Tokyo Tower’dan bütün Tokyo’yu görmek kadar güzel değil.

Osaka insanlarını Tokyo insanları ile kıyaslarsak, çok daha sıcak kanlı olduklarını söyleyebiliriz. Genelde güler yüzlü insanlar.

Osaka ‘da gece mangakissaten denen internet kafe-otel karışımı kissatende kaldım. İlginç bir deneyimdi. Kendinize ait bi oda kiralıyorsunuz. Aslında oda değil. Sadece bir bilgisayar v21843_288408698862_742013862_3436281_6644991_ne karsısında uzanabileceğiniz yatak gibi bir yer. Daracık ama gayet ucuz. Siz de benim gibi “ichi ban yasui” takılıyorsanız, tavsiye ederim.

Osaka Kalesi’nde çekildiğim fotografı ekliyorum.


Nara

Benim için Japon kültürü 2’ye ayrılıyor: 1) Popüler Japon kültürü ,2) Gerçek Japon kültürü ya da geleneksel “japonluk” diyebiliriz. Gerçi bu sınıflandırılmayı bütün ülkeler için yapabiliriz, zira kapitalizmdir, globalizmdir derken, herkes aynı düzende yaşayan yaratıklara dönüştü. Neyse..

Ben popüler Japon kültürü ile hiç ama hiç ilgilenmiyorum. Yani mangalar, animeler, şu abuk sabuk giyinen kızlar, bu tuhaf Tokyo yaşamı, bilmem ne kafeler vs. hiç umrumda bile değil. sizden de ricam bana bunlarla ilgili sorular sormayın.

Eğer sizde gelenekselliği görmek istiyorsanız ilk işiniz Nara’ya gitmek olsun. Ben ömrümde bu kadar sevimli , bu kadar güzel bir yer daha görmedim. Ömrümü Nara’da geçirebilirim. Nara’da Takashi adlı Japon arkadaşımızın evinde kaldık. Takashi’in evi aslında tam Nara’da değil, Nara ve Kyoto arası , oldukça şirin, pirinç tarlalarının ortasında, muhteşem bir ev. Ben de Takashi’ninki gibi bir hayat istiyorum ya! Neyse bu ayrı bir yazının konusu olsun.

Nara’da Todaiji Tapınağı’na gittik. Todaiji dünyanın en büyük ve en eski ahşap yapısı. Zaten bulunduğu yer itibariyle de mutlaka görülmesi gerekiyor bence.

Nara’nın heryerinde geyikler var. Ve bu geyikler gayet Nara halkının bir parçası olmuş. Sürekli koşturup gelip elinize falan yapışıyolar, yiyecek istiyorlar. Başta sevimli gelseler de bir süre sonra sıkıcı olmaya başlıyorlar.
Bütün Nara’yı yürüyerek gezdik. Doyamadım, doyamadım.. Küçük küçük evler, bi huzur bi sakinlik. Herşey çok güzeldi.

Nara’da 2 gün Takashi’nin evinde kaldık ve kendisi bizden Türk yemeği pişirmemizi rica etti, ben de imam bayıldı yaptım. Beğendi, baya bi yedi. Afiyet olsun 🙂
21843_288408733862_742013862_3436286_6390594_n

Takashi ile olan fotomuzu ekledim. Biliyorum daha fazla fotograf istiyorsunuz ama maalesef bilgisayarıma virüs girdi ve ne var ne yok uçup gitti. Bütün Nara , Kyoto fotograflarım ya:( Elimde bir kaç tanesi kaldı. Burdan Tuğrul’a sesleniyorum : Tuğrul noolur bi el at şu işe ya, o fotograflar çok önemli benim için..

Kyoto

Of of of… Ya benim var ya kesinlikle Kyoto’da exchange yapmam gerekiyormuş bunu anladım. Kyoto gezmekle bitmiyor çünkü. 2000 ‘e yakın tapınak var .. 2-3 gün yetmiyor anlıyacağınız. Bloğumu sürekli takip edenler bilir, tapınak gezmeyi çok seviyorum. Ha bu arada, lütfen bana mail falan atıp cami-tapınak olayına girmeyin. Bu ne saçmalıktır ya! Yani o kadar çok mail aldım ki fenalık geldi. Birincisi ben tapınak veya cami gezerim, kimseyi ilgilendirmez. Kalkıpta bana Türkiye’de camiye gider miydin demeyin. Kaldı ki İstanbul’un bütün eski camilerini’de gezdim. Tapınağa gidiş amacım ibadet etmek değil, ama ibadet de edebilirim, niye ilgilendirsin ki sizi? Ben gerçek bir şey görmeye geldim, ben gelenek-görenek görmeye geldim, ben bu insanların gerçek kültürünü keşfe geldim. Bunun yolu tapınaklardan geçiyor arkadaşlar. Yok olmaz diyorsanız buyrun siz animeleri izlemeye devam edin. Ama bana daha fazla tapınak-cami karşılaştırması yapmayın lütfen. Komik ve da manasız.

Herneyse ben Kyoto’da tabi tapınak gezmeye devam ettim. Kaç tane gezdim bilmiyorum. Önce en meşhur olanlarından, artık tapınak değil de “müzemsi bir şey” olmuşlarından başladım. Kyomizudera, Ryoanji, Altın tapınak , bi de fushimi inari’ye gittim. Ve de adını hatırlayamadığım onlarcası. Yollar tapınak dolu zaten.

Kyomizudera çok kalabalıktı. Hani tıklım tıklımdı diyebilirim. Ama bulunduğu yer
ve manzara muhteşem. Birçok tapınakta olduğu gibi burda da işte para tasa girerse dileğin oluyor, gözün kapalı gecersen dileğin oluyor vs. gibi şeylerden vardı. Biraz daha açıklarsam; Kiyomizudera’da şöyle bir şey yapılıyor: ayakkabılarınızı çıkarıp giriyorsunuz, zifiri karanlık bir yere giriyorsunuz, yol boyunca kenarda bir ip var ona tutunup yürüyorsunuz. Ama cidden zifiri karanlık içine giriyorsunuz. Hani bir süre sonra gözünüzün alışıp birşeyleri görmeye başlaması gibi birşey olmuyor. Neyse kazasız belasız yolun sonuna kadar gelebilirseniz , ortada bir taş var ve üzerinde ışık, dileğiniz oluyormuş . Bilemem. Ama saolsun Can cep telefonunun ışığıyla yolu aydınlatmaya çalıştığı için olayın bütün esprisini bozdu.

Sonra bi de aşk taşları var. 2 tane karşılıklı büyükçe taş hayal edin. Birinden diğerine gözünüz kapalı ve de hiç takılma, düşme vs. olmadan gidebilirseniz sevdiğiniz kişiye kavuşuyormuşsunuz. Ben de denedim tabi. Orda tanışdığımız bir Alman turist sağdaki soldaki insanları uzaklaştırarak bana yol yaptı sağolsun. Ve yattaaaa , dekimashita !!

21843_288412303862_742013862_3436288_1685127_n

Beni en az etkileyen yer Altın Tapınak oldu, yani anlayamadım neden altınla kaplanmış? Zaten içine de girilmiyordu. Maalesef Altın Tapınağın fotografları silindiği için yükleyemiyorum. Ha bir de Ryoanji tapınağı’na gittik. Ama maalesef bakımda olduğundan %60 ını göremedik. “Rock garden” ‘ı gördük ama. Rock Garden yani taş bahçe, zen felsefesinin bir parçası. Uzun uzun zen felesefisidir, taş bahçedir anlatmıcam, bazı insanları çok rahatsız ediyor böyle şeylerden bahsetmem.

Saat gece 2 olmuş. Kış tatilinde yaptıklarımın küçücük bir özetiydi bu. Arada bir sürü bişeyler daha yaşadım atbi. En önemlisi 1. dönem bitti. Yoruldum mu , aslına bakarsanız çok fazla değil. Boğaziçi’nden sonra afedersiniz ama çok basit geldi bana burası. Şimdi de bahar tatili anlıyacağınız üzere. Haftaya Nagoya yakınlarında bulunan bir tapınağa gideceğim ve 4 gün kadar kalacağım. Gerçek bir tapınakta, gercek bir rahip ve rahibin ailesiyle yaşayacağım. Orda bulunduğum süre içinde tapınakta festival gibi birşey olucak. Muhtemelen ben de görev alıcam ve birçok rahiple tanıştırılacakmışım.

Bir sonraki yazımda gercek bir tapınak hikayesi okuyacaksınız.


5 ay bitti. İÇİN YAPILAN YORUMLAR

6 yorum for “5 ay bitti.”

  1. Osaka Kalesi hakkinda “İçi tamamen yenilenmiş , duvarlardan yerlere kadar, müze haline getirilmiş.” demissiniz. O gordugunuz zaten orjinal Osaka Kalesi degil. Osaka Kalesi 1868 yilinda icsavas yuzunden tamamen yandi ve yikildi. Yikildiktan sonra geriye Osaka Kalesi diye birsey kalmamisti. O gordugunuz bina 1931 yilinda sifirdan yapildi.

    Gönderen Osaka | Mart 11, 2010, 7:51 am
  2. Seyda tapinaktakilere rahip denilmez. Tapinaktakilere monk denir. Rahip kilisedekilere denir.

    Gönderen Can | Mart 13, 2010, 6:12 am
  3. Geçen hafta tapınakta kaldım. Kendilerini tanıtırken priest dediler. Ayrıca aracı olan Japon Hocam Shimuzu Sensei (Türkçe biliyor kendisi), arkadaşım rahip dedi. Monkun ne oldugunu biliyorum, sen de ingilizce sözlüktten kontrol et bence, çünkü rahip kelimesinin ingilizce karşılığı olarak hem monk hem de priest yazıyor. Türkçe olsun ve anlaşılsın diyet rahip diyorum. Rahip ifadesi yanlış değildir ama eksiktir : Budist rahip demek en doğrusudur sanırım.

    Gönderen Şeyda | Mart 14, 2010, 8:02 am
  4. Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim. İtiraf etmek gerekirse Osaka ‘ya giderken kalenin tamamen yıkılıp yeniden yapıldığını bilmiyordum. Ama kaleye ne kadar saldırılar yapıldığını vs. biliyordum. Ama dışı eski yapısına benzemesine rağmen, nasıl desem içi çok modern. Hani tabi baştan yapılmış ama, ne biliyim çok fazla teknolojik geldi bazı şeyler. O yüzden uyumsuz geldi bana. Onu ifade etmeye çalıştım. Hatta döndükten sonra Japon Hocalarımdan birine de bu fikrimi açtım ama kendisi benim bu yanlış bilgimi düzeltmedi. Ben de heralde dogru biliyorum diye düşünmeye devam ettim. Zaten kaldıki, 1931 yılında yapılmış olsa bile içi o kadar yeni olmaz. daha sonra tekrar yenilendiği açık. Gayet teknoloji işi ilüstrasyonlar var içinde zira. Sevmedim.

    Özür dilerim . Size de çok teşekkür ederim. Şimdi yazımda gerekli düzeltmeyi yapacağım. Sevgiler.

    Gönderen Şeyda | Mart 14, 2010, 8:05 am
  5. Seyda Rahip degil monk’tur arkadaslarin dedikleri dogru kulturleri ogrenirken boyle detaylara onem vermen gerekir. Bu o insanlara bir insult bile olabilir.

    Gönderen Arashi | Mart 26, 2010, 5:45 pm
  6. Tamam, çok teşekkür ederim uyarınız için. Daha dikkatli olucam:) Ağız alışkanlığı işte 🙂

    Gönderen Şeyda | Nisan 1, 2010, 3:12 pm

Yorum Yaz!

Künye

5 ay bitti.
Mart 5, 2010
6 Comments, Yorum Yaz!

Etiket Bulutu

akihabara shibuya tokyo
Japonika Logo
Türk Japon Gönüllüleri Logo
トルコ